Alla Turca LogoAlla Turca
Kayıt OlGiriş Yap
Siyaset

Türk Askeri Gazze'ye mi? Trump Tipi Barış ve Uluslararası Barış Gücü Meselesi

AŞAhmet Arda Şensoy
12 Ocak 2026
•
5 dk okuma
Türk Askeri Gazze'ye mi? Trump Tipi Barış ve Uluslararası Barış Gücü Meselesi

Dünya gündemi ABD'nin Venezuela lideri Maduro'yu kaçırması, Ortadoğu ise Suriye'de Halep'in terör örgütü SDG/YPG'den temizlenmesi gibi konulara sahipken Gazze merkezli gündem oldukça geride kaldı. Bir yandan İsrail tarafından sürekli ihlal edilen ateşkes, diğer yandan zor şartlar altında hayatta kalmaya çalışan Gazzelilerin durumu artık konuşulmaz olmuşken Gazze'yle ilgili en sıcak gündem ise Trump’ın ateşkes planının bir parçası olarak Gazze'ye konuşlanacak Uluslararası Barış Gücü meselesi oldu. Hangi ülke askerlerinden oluşacağı, görev tanımının ne olacağı ve İsrail'in bu duruma itirazları ekseninde şekillenen tartışmalarda Türkiye’yi ilgilendiren en temel konu ise Türk askerinin Gazze'de görev alıp almayacağı olmayı sürdürüyor. Trump yönetiminden gelen açıklamalar Türkiye'nin barış gücüne dahil olmasını isteyen bir yaklaşımda olduklarını gösterirken Türkiye ise böyle bir göreve hazır olduğunu çeşitli makamlardan gelen açıklamalarla ilan etti. İsrail ise hayalindeki plandan sapmayı işaret eden barış gücü planına bir de İran sonrası Ortadoğu’da hedefe oturttuğu Türkiye gibi bir gücün Gazze'ye konuşlanmasına keskin bir şekilde karşı çıkıyor.

Bu şartlarda Türk askerinin Gazze'de konuşlanma ihtimali nedir? Trump TSK'nın bölgeye girişine destek vererek neyi amaçlıyor? Bu barış gücü Gazze'ye barış mı getirir yoksa İsrail'in planları için bir aparata dönüşebilir mi? Bu sorular ekseninde konuyu incelemek faydalı olacaktır.

Gazze'nin uluslararasılaşması ve Trump

30 Aralık'ta Florida'da bir araya gelen Trump ve Netanyahu arasındaki görüşme sonrası basın toplantısında Trump’a Gazze ve Türkiye hakkında yönetilen sorular, Uluslararası Barış Gücü ve Türkiye’ye F-35 satışı gibi İsrail'in itiraz ettiği konuların gündeme gelmesine sebep oldu. Trump’ın verdiği yanıtlarda Netanyahu'nun beklentisinin aksine Türkiye, Erdoğan ve hatta Suriye devlet başkanı Şara lehine açık bir pozisyon alması ise dikkat çekti. Hatta Gazze'de Türk askerinin konuşlanması meselesini konuşacaklarını söyleyip, Netanyahu’ya dönerek "seni bilmek ama ben Erdoğan’la iyi anlaşıyorum" dedi.

Trump’ın hem Suriye'de hem de son olarak Gazze ateşkes sürecine Türkiye'ye açtığı alan ise bölgeye dair vizyonunun bir sonucu. Trump’a göre bölgedeki tüm savaşlar gereksiz ve önemsiz. Kişisel bu fikrinin yanında bir de ABD'nin artık Çin'le mücadeleye odaklanması gerektiği ve bu yüzden Ortadoğu gibi ABD'ye gereksiz maliyet üreten bölgelere verdiği önemi azaltması gerektiği üzerine bir ulusal güvenlik strateji belgesi de yayınlandı. Tüm bunlara baktığımızda Trump, Suriye'de Türkiye'nin, Gazze'de İsrail'in hâkim olduğu ancak Suriye'de İsrail'in Gazze'de ise Türkiye'nin de varlık göstererek bu iki ülkenin de birbirine kilitlendiği bir bölge hayal ediyor olabilir. Bu çerçevede Trump Türkiye'yi Gazze'ye sokarak hem yerelde Hamas'ın silahsızlandırılmasında Türkiye'nin etkisini kullanmak istiyor, hem de İsrail'i karşısına almadan İsrail'i sınırlama hesapları yapıyor. Politik maliyetin Türkiye'ye yüklendiği ancak Türkiye'nin de istediği gibi soykırım bittiği, İsrail'in sınırlandığı ancak istediklerinin de temelde gerçekleştiği bir denklemle Gazze meselesi halledilmeye çalışırken birbirinden rahatsız olan iki ülkenin istediğini alabilmesinin tek yolu da Trump’la iyi geçinmek oluyor. İşte bu tam olarak Trump tipi barış ve bölgesel dizayn anlamına geliyor.

donald-trump-41-epa-gmh-251013_1760372818479_hpMain

Ancak Trump’ın hayallerine rağmen durum bu kadar basit değil, hatta çok karmaşık. Durumu net bir şekilde resmedelim. İsrail Gazze’de soykırım yaptı ve herhangi bir aktör engelle(ye)medi. Şu an bu ateşkes ve barış gücü planının mimarı Trump’ın da bu durumla bir derdi yok. Onun derdi yukarıda açıkladığım gibi ABD’yi küresel olarak yeniden konumlandırmakla alakalı. Dolayısıyla Gazze’de İsrail’i ateşkese zorlamak Trump için bir kazanım ve İsrail’i soykırım yapmaktan durdurma “başarısı”. Trump yönetiminin İsrail’in Hamas’ı silahsızlandırmasıyla da bir sorunu yok. Tek sorunu bunun yöntemiyle. İsrail’in istediği gibi soykırımla değil veya Gazze’den Mısır’a göçü zorlayarak değil bu yöntemlere itirazı olan Arap ülkeler eliyle silahsızlandırmayı yaparak İsrail’i yatıştırmayı planlıyor. Yani bu barış gücü planı özünde ABD için İsrail’in istediklerini yapmak ve Hamas’ı Gazze’nin yönetiminden uzaklaştırmak için ortaya çıktı. Ayrıca başta Körfez olmak üzere Arap diktatörlüklerinin de Hamas’ın silahsızlandırılmasına en az İsrail kadar istekli oldukları söylenebilir.

Bu şartlarda ise Türkiye’ye 2 yol kalıyor. Ya 7 Ekim’den beri olduğu gibi Gazze meselesine müdahale edemeden İsrail’in yaptıklarına ancak diplomatik tepki vermek ya da Trump’ın planı dahilinde Gazze’ye girerek Hamas’ın silahsızlandırılması ve Filistin yönetimine devredilmesi gibi zor ve bir bakıma negatif olan konularda görev alarak İsrail’i dengeleme fırsatı elde etmek. Bu şartlarda Türkiye’nin Gazze’ye müdahil olma seçeneğini tercih ettiği görülüyor.

İsrail ve Türkiye savaşır mı

Türkiye daha önce Afganistan ve Kosova gibi ülkelerde askeri görevler almış olması sebebiyle bu tarz sahalarda oldukça tecrübeli. TSK özellikle Afganistan’da herhangi bir muharip görevler üstlenmeyerek yerel halkla karşı karşıya gelmemeye özen göstermişti. Dolayısıyla İsrail'in hayaline göre Hamas’ı silahsızlandırmak için oluşturulacak barış gücü Türkiye açısından İsrail'in saldırganlığını engelleyecek bir adım olarak görülmektedir. Ancak hem İsrail'in her şeye cüret edebilecek kadar kontrolsüz bir ülke olması hem de Trump’ın önerdiği barış gücünün askeri içeriği ve görevleri muğlak olduğu için konu büyük riskler de barındırıyor.

1759260002756

Zaten İsrail'in herhangi bir diplomatik mutabakat veya ateşkese uymaktan imtina ettiği ve her fırsatta sözünü çiğnediği bir gerçek. Ayrıca barış gücü hafif silahlı birliklerden oluşacaksa bu askeri birliklerin İsrail'i herhangi bir saldırıdan caydırma kabiliyeti de olmaz. Bu da hem barış gücü (ve dolayısıyla Türk askerini) hedef alabilecekleri hem de istedikleri an Gazze'ye tekrar saldırabilecekleri bir ortamın oluşmasına sebep olabilir. Böylece zaten Suriye sahasında karşı karşıya gelen aktörlerin bir savaşın eşiğine gelmeleri riski taşıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin barış gücü konusunda hem Trump'tan kişisel garantiler alması hem de resmi olarak kabiliyetleri ve görevlerinin yazılı olarak netleştirilmesini talep etmesi gerekiyor. Türkiye yalnızca Hamas'ı silahsızlandırmak için Gazze'de olmaz, İsrail topraklarında komuta merkezi olan bir barış gücüne de dahil olmaz, Filistin devletinin kuruluşuna yol açmayacaksa da olmaz. Bu barış gücünde Türkiye olmazsa da böyle bir barış gücü hiç olmaz. Tam da bu yüzden barış gücü meselesi önümüzdeki süreçte daha fazla tartışılacak olsa da bir bakıma ölü doğmuş bir plan gibi görünüyor. İsrail'in sınırsız arzularıyla Trump’ın bölge hayalleri ve Türkiye'nin Gazze'deki krize çözüm bulma hayalleri arasındaki uçurum konuyu kangrene çevirecektir. Bu tartışmalar daha çok su kaldıracak olsa da başta söylemem gerekeni sonda söyleyeyim. Gazze'ye insani yardımların girişine bile ateşkeste söz vermesine rağmen izin vermeyen, Türkiye'den gelen yardımlara ve insani yardım ekiplerine özel engeller çıkaran İsrail'in Gazze'ye Türk askerinin konuşlanmasına razı olması imkânsız görünüyor. Elinde bir diğerine karşı resmi ve gayrı resmi koz ve baskı gücü olanın Trump değil Netanyahu olduğunu düşününce Trump’ın İsrail’e söz geçirmesine bel bağlamak da pek gerçekçi gelmiyor. O zaman da tüm yaşanan bir jeopolitik oyun düzeyinde kalırken Gazze ve Batı Şeria’da zulüm farklı yöntemlerle maalesef devam edecek gibi görünüyor.

Paylaş

Yorumlar (0)

Yorum yapmak için giriş yapın

Düşüncelerinizi paylaşmak ve tartışmalara katılmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

Kayıt OlGiriş Yap
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!
logo

Alla Turca

© 2026. Tüm hakları sınıfa aittir.