Alla Turca LogoAlla Turca
Kayıt OlGiriş Yap
Siyaset

Suriye Devrimi neyimiz olur?

AŞAhmet Arda Şensoy
8 Aralık 2025
•
6 dk okuma
Suriye Devrimi neyimiz olur?

1 yıl önce Suriye, Beşar Esed'in ülkeyi terk etmesiyle zalim bir diktatörlükten kurtuldu. 8 Aralık devrimi Suriye ve Suriyeli Müslümanlar için büyük anlam taşıdığı kadar tüm dünya Müslümanları açısından da oldukça önemli bir gelişme oldu. Türkiye’nin iç savaş boyunca Suriye kaynaklı terör tehdidiyle uğraşması, rejimden kaçan Suriyeli muhacirlerin kitlesel göçü sebebiyle Türk iç politikasında yaşanan tartışmalar ve Türkiye’nin Suriye'ye yönelik müdahaleleri sonucu ABD ve AB ile yaşadığı krizler düşünüldüğünde Türkiye için de Suriye'de yaşanan her bir gelişmenin önemi büyük.

Peki Suriye bizim için bundan daha öte anlamlara sahip mi? Suriye iç savaşı ve devrim sürecinden alabileceğimiz dersler, bir Müslüman zihnini inşa ederken nasıl bir rol oynayabilir? Veya daha net bir soruyla, Suriye bizim neyimiz olur?

Suriye turnusolü

İnsani, ahlaki ve en önemlisi İslami olarak Suriye iç savaşı ve Suriye Devrimi Müslüman kitleler ve bilhassa Türkiye’deki Müslümanlar için çok değerli, ibret verici ve siyasi sosyal bilinç ve metot öğreten bir okul oldu. İç savaş her gün bir katliam ve kayıp haberiyle kahrolduğumuz, sinirlendiğimiz ve bir noktada siyaset ve uluslararası ilişkilerin o soğuk ve acımasız yüzünü öğrendiğimiz olaylarla doluydu. Öte yandan Esed rejiminin katliamlarından kaçan milyonların Türkiye’ye göçü, Türkiye’de günlük hayatı doğrudan etkileyen bir olgu da üretti. Sığınmacılar üzerinden dezenformasyon, ırkçılığın körüklenmesi ve bir noktada iç politikadaki konjonktür gereği bizlerle hesaplaşamayanların mazlum Müslüman kitleler olarak Suriyelilere saldırıları artık sıradan bir hale gelmişti. Ayrıca özellikle 2014-2016 arasında DEAŞ terör örgütünün Türk sınırına kadar ilerlemesi ve PKK/YPG terörünün alan kazanmasıyla Türkiye içerisinde çok büyük terör saldırıları yaşandı. Bu Suriye merkezli terör dalgası da aslında başta Esed rejimi ve terör örgütleri sebepli olmasına rağmen Suriyeli sığınmacılara ve muhaliflere nefret için işlevsel hale getirildi.

FwmOI5YaMAA706Y

Etkisi bu kadar doğrudan hayatımıza dokunan bir olay olmasına rağmen Suriye’de yaşananların toplumsal olarak bu kadar göz ardı edilmesi endişe vericiydi. İsrail’in Gazze’deki soykırımına haklı kitlesel tepkiler verilirken ön sırada olan meşhur isimlerden bazılarının İran aşkıyla Esed’in Suriye’deki kimyasal katliamlarını temize çıkarma çabasını veya eski solcu fikirleri sebebiyle Esed’in yanında konumlanmalarını da ibretle izlemiştik. Bu isimler için Filistin, haklı hassasiyetin ötesinde, konuyu suistimal ettikleri ve Suriye’de eli kanlı bir diktatörü ve destekçilerini savunmalarına karşı ellerini temizleme aracına dönüştü. Veya kof aktivizimle kitlelere bir uyuşturucu veya ani şeker yüklemesi gibi duygu patlamaları zerk eden ve duygulara oynayarak somut gerçeklerden koparan yönsüz yöntemsiz bir yaklaşım da oluştu. Belki de bu sorunların çözümü Suriye’yi daha iyi anlamaktan geçiyor olabilir.

Dolayısıyla bu noktada belirtmek gerekiyor: Zalime ve zulme karşı gelmek değerlidir, soykırıma karşı sesini yükseltmek onurludur, ancak bunların bir siyasi ve sosyal metoda dayanarak olması veya en azından şahit olunan olayların duyguları tetiklemesinden öte kişiliğimizde ve yakın sosyal çevremizde bilinçlenme temelli bir metot inşa etmesi gerekir. Yoksa duygusal savrulmalar, tepkisel pozisyon almalar ve nihayetinde bir zulme karşı çıkarken başka bir zalimle yan yana gelme hatasına düşmek işten bile değil. Tam da bu yüzden iç savaş bitmiş olsa bile Suriye okuluna devamsızlık yapmamak gerekiyor. Kamuoyuna mal olmuş kişilerin Suriye iç savaşı sırasındaki sözleri veya en azından Suriye’ye dair pozisyonlarını irdelemek, samimiyet ve tutarlılığı sağlamak açısından hem bizim kendi bilincimizi inşa etmemiz hem de sağlıklı bir “mahalle/sınıf” üretebilmemiz için önemli bir metot olmayı sürdürüyor.

ceed2c4f362044f00f3d3e6b08d689bbdc343df7

İsrail’le mücadele

Öte yandan Suriye yalnızca mahalleyi temiz tutmak ve kendimizi inşa etmek için değil, şu an Ortadoğu’nun ve Müslüman dünyanın en büyük tehdit kaynağı olan İsrail’le mücadeleyi içermesi açısından da oldukça değerli. Her ne kadar 1979 devriminden beri geliştirdiği anti emperyalist, anti Siyonist söylem ve bu söylemi temel alarak kurduğu Direniş Ekseni politikası uzun yıllardır bölgeyi ve Suriye’yi kasıp kavurmuş olsa da İran ve uzantıları 7 Ekim Aksa Tufanı sonrası süreçte büyük darbe alarak tarih sahnesindeki yerini bıraktı. Bu şartlarda Filistin ve Kudüs bölgesinin Siyonistler için potansiyel bir yurt/işgal bölgesi olarak belirlendiği 100 yıl öncesinden bugüne İsrail ve Siyonizmle mücadele bayrağını farklı gruplar ve ideolojiler taşıdı.

Osmanlı imparatorluğunun yıkılması sonrası manda yönetimleri ve bazı bağımsız monarşilerin kurulduğu Arap coğrafyasında İsrail’le mücadeleyi ilk sırtlayan aktörler, Osmanlı’nın son yıllarında doğmuş ve imparatorluk kurumlarında eğitim almış veya imparatorluğun yerel yönetim mekanizmaları içerisinde yer almış siyasi elitler, aydınlar ve köklü ailelerden oluşuyordu. Bu aktörler kurulan yeni devletlerde siyasetçi ve yönetici olarak görev alırken İsrail’in kurulmasını ve Nekbe’yi önleyemediler. Bu yüzden de tarih sahnesinden çekilip yerlerini 1950’lerin başı itibariyle Baasçı liderlerin başı çektiği sosyalist, modernleşmeci Pan-Arabist hareket İsrail’le mücadele bayrağını devraldı. Cemal Abdünnasır gibi bir figür çıkararak tüm Arap sokaklarını peşine takabilecek bir ivme yakalasa ve Sovyetler Birliği ile yakınlaşarak Soğuk Savaş güç dengesinde kendilerine bir yer elde etseler de 1967 ve 1973 savaşlarında yenilmeleriyle onlar da bu mücadelede popülerliklerini kaybettiler. Bu şartlarda 1979 İran devrimi yeni bir soluk yaratarak ABD ve İsrail politikalarına karşı bölgede yayılma alanı bulurken Suriye iç savaşı bu politikanın da sonunu getiren bir süreç oldu.

WhatsApp Görsel 2025-12-07 saat 21.22.58_7354bc04

Bizden önceki nesillerin çok samimi duygular ve anlamlar yükledikleri İran ve direniş ekseni hakkında kalıplaşmış fikirleri; İran, Şii milisler ve Hizbullah ve Esed rejiminin yaptığı katliamları görmelerini engelleyen bir bağnazlığa dönüşmüştü. Yani kendilerini inşa etmekten ve bir metot üretmekten çok zamanın ruhuna ayak uydurma ve rüzgara kapılma halindelerdi. Şimdi Aksa Tufanı sonrası İran ve Hizbullah’ın adına ordu topladıkları ve ideolojilerini temellendirdikleri Kudüs ve Filistin için hareketsiz kalmaları ve Suriye devrimi süreciyle İran da İsrail’le mücadele bayrağını devretmek zorunda kaldı.[i]

Bu noktadan itibaren İsrail’le mücadele bayrağı yeni sahibini arıyor. Hali hazırda Gazze’de bir ateşkes olsa bile devam eden İsrail saldırılarının yanı sıra İsrail’in karadan ve havadan Suriye’ye saldırıları da sürüyor. Bu da mevcutta halkın çoğunluğuna dayanan ve İsrail’le sıcak bir cepheye sahip olan Suriye’yi ön plana çıkarıyor. Ancak yeni Suriye’nin böyle bir yükün altına girebilecek güçten yoksun olması bölgedeki diğer aktörlerin rol almasını zorunlu hale getirirken özellikle Körfez ülkelerinin İsrail’le bir mücadeleden kaçınma yaklaşımı da meseleyi karmaşık bir hale getiriyor. Yine de Türkiye’nin Suriye’de artan etkinliği ve İsrail’i sınırlayabilecek alternatif bir ideoloji ve aktörün kalmaması sebebiyle bu ülkeler arasındaki mücadele, Ortadoğu’da yeni bir kırılmanın ve çatışma düzeninin kurulmakta olduğuna bir işaret olabilir. Sadece bu yüzden bile Suriye’nin yakından takip edilmesi ise en başta bahsedilen kişisel inşa ve doğru metot konularında ciddi bir kaynak olmayı sürdürecektir.

WhatsApp Görsel 2025-12-07 saat 21.22.58_581e8227

Sonuç olarak Suriye, iç savaş ve devrim süreciyle birlikte kitleler için siyasi ve sosyal bir bilinç okulu olmayı sürdürecektir. Duygusal tepkiler ve pozisyon almalar değerli olsa da krizlerin çözümü ve doğru analiz konusunda tek başına yeterli gelmediği için bu tarz sıcak meselelerin bir inşa fırsatı ve bilinç okulu olarak kullanılması gerekmektedir. Silahların, materyal gücün, askeri kapasitenin ve ekonomik üstünlüğün sözünün geçtiği bu dünyada kendisini inşa etmemiş ve doğru bir metoda sahip olmayan kitlelerin (bireysel olarak değerli olsalar da) yalnızca boykot, gösteri ve eylemler gibi saman alevi gibi hızlı yanıp sönen duygu patlamalarından öte bir şey ortaya koymaları oldukça zor görünmektedir. Evet zaferden değil seferden sorumluyuz ancak sefere de tüm hazırlıkları yaparak çıkmanın üzerimize vazife olduğunu unutmamak gerekmektedir.

Zaferin üzerinde güzel duracağı seferlere çıkabilmek dileğiyle…


[i] İran’ın sahip olduğu Kudüs Gücü, İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı 8 birimden biri olarak İran’ın bölgede yakın olduğu silahlı unsurlarla ilişkisini sağlayan ve doğrudan İran dini liderine bağlı olan bir yapıydı. Suriye iç savaşında Kasım Süleymani önderliğinde Sünni katletmek için kullanılan bu Kudüs Ordusu için sıra hiçbir zaman Kudüs’e gelmedi.

Paylaş

Yorumlar (2)

Yorum yapmak için giriş yapın

Düşüncelerinizi paylaşmak ve tartışmalara katılmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

Kayıt OlGiriş Yap
?
[Silindi]15 Aralık 2025
[Bu yorum silindi]
HU
Habib Uyan12 Aralık 2025
Güzel bir yazı
logo

Alla Turca

© 2026. Tüm hakları sınıfa aittir.