Alla Turca LogoAlla Turca
Kayıt OlGiriş Yap
Fikir

Şam'ı Niçin Severiz?

İBİbrahim
10 Aralık 2025(Güncellendi: 11 Aralık 2025)
•
8 dk okuma
Şam'ı Niçin Severiz?

Arabayla Halep’ten Şam’a doğru seyirtirken zihnimden bir tarih çizelgesi de yolla birlikte akıp gidiyordu. Suriye’de çatışmalar 2011’de başlamıştı. Çatışmalar başladığında henüz 18 yaşındaydım. Olan bitene birçokları gibi ben de anlam verememiştim. Çünkü ne Suriye’ye dair sağlam okumalarım vardı ne de siyasete dair sistemli düşüncelerim. Tarih derslerinden şöyle böyle duyduğum bir ülkeydi Suriye benim için. Güneyimizde, halkı Arap olan diğer ülkeler neyse onlar gibi bir ülkeydi. Okul kitaplarının en arka sayfasındaki haritada bir köşede öylece dururken nerden bilebilirdim onların da bizim de kaderimizin böylece kesişeceğini… Sonraları geçen yıllar işin aslında öyle olmadığını, Suriye’nin sadece güneyimizde bir ülke olmadığını yalnızca bana değil tüm Türkiye’ye öğretecekti.

Tarihin akışı içinde, hangi tozlu kitabı köhnemiş rafından indirsek Suriye topraklarının Anadolu ile bir kader birliği içinde olduğunu görürüz. Bu işin sadece duygusal tarafını ifade eden bir husus değildir. Aksine tarihi bir gerçek, siyasi bir mecburiyet, coğrafi bir kardeşlik ve dinsel bir rabıtaya şüphe götürmez bir işarettir. Asırlar boyunca ne Suriye Anadolunun başına gelenlerden uzak durabilmiş ne de Anadolu Suriye’nin yaşadığı her hangi bir sıkıntıda içine kapanarak  olaylardan uzak durabilmiştir. Halep’de açılan yara İstanbul’da kanamış, İstanbul’u tehdit eden topun sesi Şam’dan da duyulmuştur.

b1dc4f2d-0480e2be-fd47-4f54-8c8a-2b67859a7a79

Şam’da bulunun Hicaz garı…

İki coğrafi bölgenin kader birliği, tarih öncesi zamanlara kadar uzanır. Bugün aslî sureti, Osman Hamdi Bey’in inşa ettirdiği arkeoloji müzesinde bulunan tarihin bilinen ilk siyasi anlaşması Kadeş aynı zamanda Suriye toprakları ile Anadolu ilişkisinin tarihine de kadîm bir şahittir. Hititler ve Mısırlılar arasında Akdeniz başta olmak üzere süregelen temaslar, Suriye’nin Kadeş şehrinde bir sıcak çatışmaya dönüşmüş, iki tarafın da birbirine üstünlük sağlayamadığı savaş artık bugün tarihe karışmış Asi Nehri’nin kenarındaki bu şehirde bir anlaşma ile tarihe not olarak düşülmüştü. Anadolunun o günkü sahibi Hititler, Mısırlıların ekonomik ve siyasi yayılmacılığını durdurabilmek için yönlerini Suriye’ye dönmek zorunda kalmışlar, çatışmadan kaçamam��şlardı. Bu husus tarih boyunca sürekli olarak devam etmişti. Anadolu’da tutunmak isteyen devletler bir ayaklarını muhakkak suretle Suriye toprakları üzerinde sabitlemek zorunda kalmıştı.

kades8

Şam’ın kuzeyinde Humus’ta bulunan antik Kadeş şehrinde m.ö 1259’da imzalanan Kadeş Anlaşması

Hz. İsa’nın vefatından sonra Suriye bölgesinden yükselen Hristiyanlık, azizlerle keşişlerle Anadolu coğrafyasına taşınmış, Anadolu daha sonra bu yeni dinin merkezi olmuştu. Romalılar, Hristiyanlığı devlet dini olarak tanıyıp benimseyince Suriye ile Anadolu arasındaki maddi çekime bir de ruhani bir ton katılmıştı. Roma, Hristiyanlığı devlet dini olarak kabul edince Kudüs’ün kutsallığı ve Roma için ehemmiyeti de bu ruhani tona tuz-biber olmuştu. Türkiye’de Ereğli gibi bazı ilçelere de ismini veren İmparator Herakliyus zamanında, İran’la Roma arasındaki siyasi çekişme Suriye toprakları üzerinde bir kargaşaya dönüşmüş, Kuran’ı Kerim’de Rum suresinde de işaret edilen savaşlar silsilesi, İmparator Herakliyus’un zaferi ile Suriye üzerinden Anadolu’nun güvenliğinin sağlanması ile sonuçlanmıştı. Herakliyus bu krizi savuştursa da Mekke’den yola çıkan müslüman Fatihler, hem Sasanilerin sonunu getirecek hem de Romalıların belini kıracak savaşları, Suriye ve civar topraklarında vermişlerdi. Herakliyus, bugünkü Ürdün’de kaybettiği Yermuk harbinden sonra Şam’a son bir kez bakmış ve “zannediyorum bu seni son görüşüm ey aziz şehir” demişti.

Müslümanlar tarih boyunca birlikte değerlendirilen Suriye, Ürdün ve Filistin topraklarını Biladüşşam adıyla isimlendirmişlerdi. Bu tarihi bölgenin merkezi de Dımeşk olarak bilinen bugünkü Şam şehriydi. İsim muhtemelen Arapça sol anlamına gelen “şemme” kelimesinden geliyordu. Araplar, merkezi Mekke’ye koyarak solda kalan topraklara bu ismi vermişlerdi. Zaten sağda kalan toprakların adı da sağ anlamında “yemin”den Yemen’di. Hz. Peygamber (s.a.v) insanlara İslam’ı anlattığı davet dönemi boyunca Şam’a işaret etmiş, Müslümanların önüne bir fetih ufku olarak en kötü zamanlarda bile o gün ulaşılması zor görünen Suriye topraklarını koymuştu. Kuran-ı Kerim’de Kureyş suresinde de bahsedilen yaz ticaret seferleri ile Şam şehrine aşina olan Araplar -özellikle Mekkeli azılı müşrikler- bu hedefi ulaşılmaz görerek işi dalgaya almışlardı. Mekke’nin önde gelenlerinden ticaret için Şam civarında olan Ebu Sufyan’a İmparator Herakliyus, yürüttüğü bir araştırmadan sonra davalarında samimi olmaları durumunda Hz. Peygamber ve ashabının kısa bir sürede Şam’a ulaşacaklarını söylemişti. Neticede tüm tazyik ve engelleme çabalarına rağmen kısa bir süre içerisinde işaret edilen tüm topraklar fethedilmiş, Şam beldeleri İslam sancağının gölgesine girmişti.

Heraclius_solidus

İmparator Herakliyus adına basılan bir para

Şam bölgesi, Müslümanların dokunuşundan sonra bambaşka bir çehreye bürünmüş, mimari ve ticari olarak önemli bir atılım gerçekleştirmişti. Zira Hz. Peygamber (s.a.v) Şam’ı Rahman’ın meleklerinin kanatlarını üzerine gererek koruduğunu söylemiş, fiten hadisleri diye bilinen ve özellikle ahir zamana işaret eden hadislerde Şam üzerinde bilhassa durmuştu. Şehirler çil çil kubbelerle, minarelerle süslenmiş, çarşı pazara İslam’ın bereketiyle sürekli teşvik edilen bir ticaret gelmişti. Şam, Müslümanlar için hadislerde işaret edildiği gibi hem bereketin hem de kargaşanın kaynağı olmuştu. Gerek coğrafi konumu, gerek nüfus yapısı bunu beslemişti. İslam dünyasında büyük kırılmalara neden olan ilk siyasi kargaşalar Şam merkezli siyasi olaylar neticesinde ortaya çıkmış nihayetinde bu kargaşa dönemi, başkentin Şam’a taşınmasıyla son bulmuştu. Yönetimi ele alan Emevi halifeleri, Roma’nın bıraktığı idari ve kültürel mirası, İslam’la yeniden yorumlamış ve ortaya zaman zaman ciddi şekilde eleştirilen yeni bir siyaset tavrı çıkmıştı.

Emevilerin siyasetten tasfiyesinin ardından Abbasi hilafetiyle eski siyasi karizmasını kaybeden Şam yine de ticari ve sosyal parlaklığı ile yoluna devam etmiş, Müslümanlar için daima bir çekim merkezi olmuştu. Abbasilerin zayıflamasıyla başlayan Türk çağından nasibini bu kadim belde de almış, bir müddet Selçuklu beyleri arası çekişmelerin merkezine oturmuştu. Selçuklu’nun büyük sultanı Alparslan, Malazgirt’e Halep üzerinden gelmiş, Anadolu’nun ulu atası Kutalmışoğlu Süleyman Şah, amcaoğlu Tutuş ile giriştiği bir iktidar mücadelesi sonucu Halep önlerinde şehit olarak Halep Kalesi’nin kapısı yanına gömülmüştü. Batıdan büyük metal kütleler halinde sel gibi akıp gelen Haçlı orduları , Kudüs’e giderken Anadolu da olan bitene bigane kalamamıştı. Zaman zaman haçlılara büyük zararlar veren Selçuklular, zaman zaman da sinmek ve geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Selçukluların atabeylerinden olan İmamüddin Zengi, haçlılara karşı mücadelesine Urfa’dan başlamış, o bir frank köle tarafından Caber kalesi önünde suikastle şehit edildikten sonra bayrağı devralan oğlu Nureddin Mahmud, Halep’le birlikte Şam’ın ve Mısır’ın da yönetimini ele alarak Kudüs’ün anahtarlarını Selahaddin’in avuçlarına bırakmıştı.

El_Aksa_(i.e.,_al-Aqsa)_Mosque._Cedar_pulpit_&_mihrab_LOC_matpc.03246_(cropped_and_retouched)

Nureddin Zengî’nin Mescid-i Aksa için yaptırdığı, fanatik bir Yahudi tarafından 1969’da yakılan minber

Haçlılardan sonra doğudan gelen Moğol kasırgası ikinci kez İslam dünyasını kavurmuştu. Şam, baskınlara yağmalara uğramış, Anadolu’yu da sıkıştıran moğol mengenesini, Baybars’ın Şam’dan yürüyen orduları kırmıştı. Kayseri’ye kadar gelerek adına hutbe okutturan Memluk hükümdarı, Mısır’a dönüş yolunda Şam’da içtiği kımızdan zehirlenmiş ve bu büyük Türk, Nureddin ve Selahaddin’le birlikte Şam’ın bereketli topraklarının kalbine defnedilmişti. Bundan sonra Şam bölgesi önce Memluklu-Moğol daha sonra da Anadolunun yükselen yıldızı Osmanlılarla Memluklerin mücadelesine sahne olmuştu. Bozkırdan son çıkan kasırga olan Timur, Anadoluyla birlikte Şam’ı da yaktırmış hatta Emevi halifesi Yezid’in mezarını tahrip ettirmişti. İbni Haldun, Timur’la Şam’da görüşmüş ona dair kıymetli gözlemlerini ve değerlendirmelerini burada tarihe not olarak düşmüştü.

Osmanlıların en kudretli hükümdarlarından biri olan Yavuz Sultan Selim, geleneksel Memluklu-Osmanlı sürtüşmesine ilk olarak Şam bölgesinin kuzeyinde Mercidabık ovasında yapılan savaşta önemli bir darbe indirmi��ti. Ardından gösterişli ordusuyla yüzlerce yıllık Türk şehri olan Halep’e girmiş, mütakiben Şam’a yürümüş ve sonra da Kudüs’te Mescidi Aksa’nın bahçesinde binlerce kandil yaktırarak namaz kılmıştı. Bu tarihten itibaren Şam, Osmanlıların Şam-ı Şerif’i olmuştu. Medine’yi nurla münevver şeklinde, Mekke’yi keremle mükerrem şeklinde isimlendiren Osmanlılar , Şam’a da şerefle seslenmişlerdi. Şam-ı Şerif bundan sonra İstanbul’dan gelen ve surre adı verilen hac kervanlarının en önemli durağı olmuştu. Şam, Osmanlıların zihin dünyasında Mekke, Medine ve Kudüs’le birlikte erişilmez bir yer edinmiş, manevi bir çehreye bürünmüş, bir şehirden çok bir evliyaya dönüşmüştü. Osmanlılar, adetleri olduğu üzere şehri camilerle, medreselerle süslemiş, mamur etmişlerdi. Tarihi hep kargaşa ve savaşlarla yaralı olan Şam, bir kaç isyan teşebbüsü dışarıda bırakılırsa Osmanlıların göğsünde nazlı bir çiçek gibi süzülmüş ve uzun yıllar alışılmadık bir huzur içinde yaşamıştı.

487184970_1087364630101859_6642200052438172079_n

Şam’da bir surre alayı 1903

Osmanlıların batı karşısında yaşadığı gerileme ve fakirlikten Şam bölgesi de etkilenmişti. Birinci Cihan Harbi, Türklerin ciğerinden birçok parçası gibi Şam’ı da söküp koparmıştı. Osmanlı Mebusan meclisinde çizilen ve üzerine yemin edilen son haritada Şam gözden çıkarılsa da Halep Türk toprağı sayılmış ve şehrin kaybı uzun bir müddet sindirilememişti. Bundan sonra yeni cumhuriyetle Suriye ilişkisi daha çok su krizi ve terör bağlamında ilerlemişti. Zaten Suriye’de uzun yıllar istikrarlı bir siyasi idare kurulamamış, ülkenin kuzeyi de Türkiye’ye karşı büyüyen terör faaliyetlerinin yuvalandığı bir coğrafya olmuştu. Suriye’deki Türkmen varlığı ve sınırların araya girmesiyle ortadan ikiye bölünen akrabalıklar sürse de iki devletin tarihsel süregelen mecburi ilişkisi inkitaya uğramıştı. 2011 yılında Suriye’de patlak veren olaylar hem bir hafıza tazelenmesine neden olmuş hem de Türkiye gözünü tekrardan kadim komşusuna çevirmek zorunda kalmıştı. Hem mülteci krizi hem Suriye’de yıllardır büyüyen terör örgütlerinin artık açıktan özerklik çıkışları hem de dinsel ve coğrafi mecburiyetler, iki ülkeyi yeniden aynı çizgi üzerinde birleştirmişti.

Antep’in güvenliği Halep’ten, Halep’in güvenliği Şam’dan, Şam’ın güvenliği de daha güneyden başlıyordu. Bu hem tarihsel bir gerçeklik hem coğrafi anlamda bir zorunluluk hem dini anlamda bir yakınlık hem de uluslararası ilişkilerin kaçınılmaz bir sonucuydu. Şam’ı yalnızca yasemin kokulu sokaklarından, birbirinden güzel tatlılarından, Türklerin o coğrafyayla asırlardır kurdukları rabıtadan dolayı değil buna mecbur olduğumuz için de sevmek zorundaydık. İlmin, hikmetin merkezi, birbirinden kıymetli ulemasıyla tarih boyunca Anadolu Müslümanlığı için bir manevi çekim merkezi olmasının yanı sıra Anadolu’nun Kadeş’ten beridir dirliğinin Şam’a bağlı olmasıyla da arada kopmaz bir bağ vardı. Anadolu’da olmanın bir zorunluluğuydu Şam’la ilgilenmek.

35807f03-h3at9gwlyih4x2pk3kw22f

Şam tüm siyasi zorunluluklar bir yana gerçekten de gönülden sevilmeyi hakeden bir şehirdir. Tarihin bu denli canlı yaşandığı, kültürün, sanatın ve ilmin bu denli yakıştığı, sokaklarında anlam verilemeyen ruhani bir havanın böylesine estiği şehir sayısı dünyada azdır. Şam, Kuran-ı Kerim’de İsra suresinde işaret edilen bereketli topraklardan bir tanesidir. Bu bereket hem maddi hem manevi anlamdadır. Bizim zihnimizde her ne kadar modern sınırlarla ayrılmış olsa da geleneksel anlayışta Kudüs, Beyrut ve Halep’le birlikte bir bütünün parçasıdır. İnancımızın vazgeçilmez bir cüzü, tarihimizin ve kültürümüzün göz ardı edemeyeceğimiz önemli bir uzantısıdır. Zaman bazı duyguları yıpratsa araya giren siyasi soğuk rüzgarlar yönleri başka tarafa çevirse de Şam, Kasyun dağının eteklerine kurulmuş asil bir ihtiyar derviş gibi gözünün kenarıyla İstanbul’u seyretmeye devam eder…

Paylaş

Yorumlar (2)

Yorum yapmak için giriş yapın

Düşüncelerinizi paylaşmak ve tartışmalara katılmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

Kayıt OlGiriş Yap
ÖD
Ömer Burak Demir 11 Aralık 2025
Şam’ın (Suriye’nin) özgürleşerek zulümden kurtulması asırlara sari makus talihimizi yendiğimizi ve batmayan güneşin doğuşuna az kaldığını işaret ediyor diyebiliriz miyiz
EE
Emir Ekici10 Aralık 2025
Yazıda işaret edildiği gibi, Halep'te açılan yara İstanbul'da kanar; bu, bizim tek ümmet oluşumuzun ve İslam coğrafyalarının kaderinin birliğinin şaşmaz bir delilidir.Rabbim, bu kadim toprakları bir daha kargaşadan uzak eylesin, bizlere yeniden sevgi ve kardeşlik bağlarını güçlendirerek birlik olmayı nasip etsin.Zira ecdadımızın bize miras bıraktığı bu şuurla, Anadolu'nun dirliği ve selameti, Şam'a gönül bağıyla bağlı kalmamızı mecbur kılmaktadır. Bu site de hayırlara vesile olsun. Kaleminize sağlık, hayırlı uğurlu olsun.
logo

Alla Turca

© 2026. Tüm hakları sınıfa aittir.